Teknoloji Şirketlerinde Hukuki Risk Analizi

  • Anasayfa
  • /
  • Teknoloji Şirketlerinde Hukuki Risk Analizi

Bir teknoloji ürünü geliştirirken odak çoğu zaman teknik başarıya, nakit akışına ve pazara çıkış hızına yönelir. Bu durum haklı ve olağan endişelerden kaynaklanır ancak ürünün başarısı, yatırım alma hızı, potansiyel müşterinin içeri girme hızı ve istikrar yalnızca teknik performansla değil, bu süreçte fark edilmeden biriken hukuki risklerin ne kadar erken yönetildiğiyle de yakından ilişkilidir. Marka hakları, yazılım ve lisans yapısı, veri koruma yükümlülükleri ve sözleşmesel düzenlemeler, ihmal edildiğinde ürünün ticarileşmesini, yatırım almasını ve büyümesini doğrudan etkileyebilen unsurlar arasında yer alır.

Bu blog yazımızda, teknoloji şirketlerinin ürün süreçlerinde karşılaşabileceği temel hukuki risk alanlarına dikkat çekmek ve bu risklerin erken aşamada fark edilmesinin neden kritik olduğuna ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlamaktayız.

Fikri Mülkiyet Hakları

Bir teknoloji ürünü geliştirirken ortaya çıkan en kritik hukuki alanlardan biri, ürün üzerindeki fikri mülkiyet haklarının kime ait olduğu ve nasıl korunduğudur. Uygulamada birçok şirket, marka tescili yapılmadan piyasaya çıkan ürünler, çalışanlar veya dış geliştiriciler tarafından yazılan kodların hak sahipliği, ya da belirsiz lisans yapıları nedeniyle hukuki risklerle karşı karşıya kalmaktadır. 

Özellikle yazılım ve dijital ürünlerde, kullanılan üçüncü taraf bileşenlerin lisans koşulları, açık kaynak yazılım kullanımı, ürünün marka ve isim haklarının korunması ve geliştirilen yazılım üzerindeki hak devri düzenlemeleri, erken aşamada gözden kaçabilmektedir. Oysa bu unsurlar, ürünün hukuki güvenliğinin temelini oluşturmakta ve ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek ciddi ihtilafların önlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.

Bu çerçevede fikri mülkiyet haklarının doğru yapılandırılmaması, yalnızca teorik bir risk alanı oluşturmamakta; ürünün kime ait olduğunun tartışmalı hale gelmesi, üçüncü kişilerin hak iddialarıyla karşılaşılması veya kullanılan yazılım bileşenleri nedeniyle lisans ihlali iddialarının gündeme gelmesi gibi somut sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle yatırım süreçlerinde, ürün üzerindeki hak sahipliğinin açık biçimde ortaya konmaması veya lisans yapısının belirsiz olması, ürünün ticari değerini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle fikri mülkiyet yapısının yalnızca teknik bir konu olarak değil, ürünün hukuki güvenliğinin temel unsuru olarak ele alınması önem taşımaktadır. Nitekim fikri mülkiyet haklarının doğru kurgulanması, ürünün kullanımına, dağıtımına ve taraflar arasındaki hak ve sorumluluklara ilişkin sözleşmesel yapının da sağlıklı biçimde kurulmasını gerektirmektedir. Bununla birlikte, bu hakların korunması ve etkin biçimde kullanılabilmesi, çoğu zaman ürün etrafında kurulan sözleşmesel yapı ile mümkün hale gelmektedir.

Üründe Yer Alması Gereken Sözleşmeler

Bir ürünün teknik olarak hazır olması, hukuki olarak da hazır olduğu anlamına gelmemektedir. Ürün geliştirme ve ticarileştirme sürecinde kurulan sözleşmesel yapı; ürünün nasıl kullanılacağını, tarafların hak ve yükümlülüklerini ve olası risklerin nasıl yönetileceğini belirleyen temel unsurlardan bir diğeridir. Uygulamada, bazı teknoloji şirketlerinin; ürün sözleşmelerini, lisans yapılarını, kullanım koşullarını veya hizmet ilişkilerini, ürünün gelişim aşaması tamamlandıktan sonra ele aldığını gözlemlemekteyiz; bu durum ilerleyen aşamalarda ciddi hukuki belirsizliklere yol açabilmektedir.

Özellikle kullanıcı sözleşmeleri, lisans anlaşmaları, hizmet ve tedarik sözleşmeleri ile ürünün dağıtım ve iş ortaklığı modellerini düzenleyen sözleşmeler; ürünün pazardaki konumunu ve risk profilini doğrudan etkileyebilmektedir. Eksik veya belirsiz düzenlenmiş sözleşmeler, yalnızca ihtilaf riskini artırmakla kalmamakta; aynı zamanda gelir modeli, sorumluluk sınırları ve ürünün hukuki korunması bakımından da zayıf bir yapı oluşmasına neden olmaktadır. 

Ürün geliştirme sürecinde hukuki yapı yalnızca son aşamada ele alınması gereken bir unsur değildir; aksine ürünün tasarımından itibaren hukuki çerçevenin doğru kurgulanması, ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek pek çok riski henüz oluşmadan bertaraf edebilmektedir. Özellikle teknoloji ürünlerinde sözleşmesel yapı ile birlikte veri işleme faaliyetleri de ürünün ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta; kullanıcı verilerinin nasıl toplandığı, işlendiği ve korunduğu, başlı başına önemli bir hukuki uyum alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na Uyum ve Veri Koruma Riskleri

Teknoloji ürünlerinin çoğu, doğrudan ya da dolaylı olarak veri işleme faaliyetleriyle bağlantılıdır. Kişisel verilerinin toplanması, saklanması, işlenmesi ve üçüncü taraflarla paylaşılması gibi süreçler; yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda veri koruma mevzuatı kapsamında hukuki yükümlülükler doğuran bir alandır. 

Aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi, veri işleme faaliyetlerinin açık ve hukuka uygun temellere dayanmaması veya veri güvenliğine ilişkin idari ve teknik tedbirlerin yetersiz kalması, ciddi idari yaptırımlara konu olabilmekte, aynı zamanda itibar ve güven kaybına da yol açabilmektedir. Bu nedenle veri koruma uyumu, ürün geliştirme sürecinin sonradan eklenen bir unsuru olarak değil, tasarım aşamasından itibaren dikkate alınması gereken temel bir yapı taşı olarak değerlendirilmelidir.

Ayrıca, veri koruma yükümlülüklerinin etkin biçimde yerine getirilebilmesi, yalnızca teknik güvenlik önlemleriyle sınırlı değildir; veri işleme süreçlerinin şirket içi organizasyon, görev dağılımı ve sorumluluk yapısıyla uyumlu şekilde kurgulanması da belirleyici rol oynamaktadır. Nitekim veri güvenliği, gizlilik ve bilgiye erişim gibi hususlar şirket içi düzenlemeler ve sözleşmesel yapı aracılığıyla da hayata geçirilmekte; bu durum, ürün geliştirme sürecinde hukuki risklerin önemli bir kısmının şirket içi ilişkilerden ve kurumsal yapıdan kaynaklanabileceğini göstermektedir.

Şirket içi Sözleşmeler ve Kurumsal Hukuki Yapı

Ürün geliştirme sürecinde hukuki riskler yalnızca dış ilişkilerden değil, şirket içi yapıdan da kaynaklanabilmektedir. Çalışanlar, danışmanlar, geliştiriciler ve iş ortaklarıyla kurulan sözleşmesel ilişkiler; ürün üzerindeki hak sahipliği, gizlilik, rekabet ve iş birliği modelleri bakımından belirleyici rol oynamaktadır. Özellikle start-up seviyesindeki şirketlerin atipik iş ortaklığı ve danışmanlık ilişkileri göze çarpmaktadır. Buna rağmen uygulamada, bazı teknoloji şirketlerinde yazılım geliştiren ekiplerle yapılan telif hakkı düzenlemeleri, gizlilik yükümlülükleri veya iş ortaklığı yapıları yeterince açık ve kapsamlı biçimde kurgulanmamaktadır.

Özellikle ürünün fikri mülkiyet haklarının şirket bünyesinde toplanması, ticari sırların korunması, partnerlik ve iş birliği ilişkilerinin netleştirilmesi ve şirket içi hukuki düzenlemelerin ürün yapısıyla uyumlu hale getirilmesi; ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek hak iddialarını ve kurumsal riskleri önemli ölçüde azaltmaktadır. Bu nedenle şirket içi sözleşmesel yapı, yalnızca idari bir gereklilik olarak değil; ürünün hukuki güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir.

Sonuç

Teknoloji şirketlerinde ürün geliştirme süreçleri, yalnızca teknik başarı ve ticari strateji ile değil, bu süreç boyunca ortaya çıkabilecek hukuki risklerin ne ölçüde öngörüldüğü ve yönetildiğiyle de şekillenmektedir. Fikri mülkiyet haklarının doğru yapılandırılması, sözleşmesel çerçevenin sağlam kurulması, veri koruma yükümlülüklerine uyum sağlanması ve şirket içi hukuki düzenlemelerin ürün yapısıyla uyumlu hale getirilmesi; çoğu zaman arka planda kalsa da ihmal edildiğinde ürünün ticarileşmesini, yatırım süreçlerini doğrudan etkileyebilen alanlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle hukuki risklerin yalnızca bir sorun ortaya çıktığında değil, ürünün süreçlerinin tamamında sistematik biçimde ele alınması önem taşımaktadır. Uygulamada karşılaşılan risklerin doğru şekilde tespit edilmesi ve yönetilmesi için, teknoloji şirketlerinin hukuki risk analizini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmesi ve gerektiğinde bu alanda uzman bir profesyonelle iletişime geçerek süreci yapılandırması önerilmektedir.

Kaynakça:

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu:

https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.5846.pdf

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu:

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu: 

http://mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu: 

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6698.pdf

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu:

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6769&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Kişisel Veri Güvenliği Rehberi (Teknik ve İdari Tedbirler):

https://kvkk.gov.tr/SharedFolderServer/CMSFiles/7512d0d4-f345-41cb-bc5b-8d5cf125e3a1.pdf

Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi (VERBİS) Kılavuzu

https://verbis.kvkk.gov.tr/sharedFolder/veri-sorumlulari-sicil-bilgi-sistemi-kilavuzu.pdf?ts=20251006